Baştan Başa Balkanlar yazı dizisinin tamamı için buraya tıklayın

Belgrad – Saraybosna – 2.nci Gün


Belgrad’dan Saraybosna’ya

Turun asıl heyecanlı ve yorucu kısmı başlamış oldu. Sabah kahvaltısının ardından erkenden yola çıktık. Belgrad‘dan ayrıldıktan sonra batıya Hırvatistan sınırına doğru 30-40 dakikalık bir otoban yolculuğu yaptık. Hırvatistan sınırına yakın bir noktadan, Kuzmin isimli bir yerleşim yerine çıkan sapaktan sonra otobandan ayrılarak güneye, Bosna Hersek sınırına doğru Sırp köylerinden geçerek ilerlemeye başladık. Yollar artık dar, gidiş-geliş şeklinde ve virajlı idi.

Aslında Sırbistan sınırları içerisinde ekime müsait çok büyük düzlükler vardı, yani virajlar daha çok ormanlık alanlardan oluşan Bosna Hersek‘in sınırları içerisinde kalıyordu. Bu ülkenin kuzey bölümleri Bosna, güney bölümleri ise Hersek bölgesi olarak adlandırılıyor. Hersek bölgesi ise yine dağlık ancak orman yerine daha çok taş ya da küçük bitkilerden oluşuyordu. Ekime müsait alanlar ise Sırbistan tarafındaydı. Bu sebeplerle Sırbistan’da tarım çok gelişmiş, çiftçiler, şehirlerde yaşayanlara oranla daha rahat ve zengin bir hayat sürmeye başlamış. Bosna tarafında ise ormancılık, kereste ve mobilyacılık sektörü çok gelişmiş.

Raca Sınır Kapısı’na ulaştık

Otobandan çıkıp güneye döndükten sonra, kendine has mimari yapıdaki evleri ve yerleşimi olan Sırp köylerinden geçerek Raca Sınır Kapısı‘na ulaştık ve Sırbistan’dan çıkarak Bosna Hersek’in Bosna bölgesine giriş yaptık.

Bosna bölgesinin kuzeyi, Sırbistan sınırına yakın yerlerinde nufus yine ağırlıklı olarak Sırplar‘dan oluşuyor, Bosna Hersek’e giriyorsunuz ama yine de her yerde Sırbistan bayraklarını görüyorsunuz.

Belediyeler tamamen bölünmüş ve herkes kendi belediyesine, kendi kabuğuna çekilmiş. Sırplar ve Boşnaklar birbirleri ile ekonomik alanda dahi ilişki kurmuyorlarmış. Belediyelerin ise %51’i Boşnaklardaymış.

Savaş sonrası büyük acılar yaşanan bu topraklarda şimdilerde herkes birbirinden ayrı kendi grupları içerisinde izole bir şekilde yaşamaya başlamış.

Son derece dar ve virajlı yollardan ve zaman zaman Drine nehrinin kenarından ve muhteşem manzaralar eşliğinde saatler süren bir yolculuk sonunda Saraybosna‘ya ulaştık. Sabah 08:00’de başlayan yolculuğumuz, akşam 17:30 civarında Başçarşı‘da noktalandı.

Saraybosna

Akşam üzeri 17:30’a doğru, yorucu bir yolculuğun ardından Saraybosna’ya ulaştık. Öyle ki, biz ulaştıktan kısa bir süre sonra güneş batmıştı bile. Öncelikle rehberimiz eşliğinde Başçarşı‘da biraz tur attık, daha sonra 19:00’da akşam yemeğimizi yiyeceğimiz Köftecide buluşmak üzere 1 saat kadar serbest zamanda çarşıyı dolaşık.

Saraybosna’ya geldiğnizde mutlaka tatmanız gereken 2 şey vardır ve bunları Başçarşı‘da tatmanız önerilir. Birincisi börek, ikincisi köfte. Biz ikisini de tattık. Onun dışında bir cafede oturup kahve içecek bir vaktimiz de oldu. Bu şehrin neredeyse tamamını Boşnak nüfus oluşturuyor ve hemen her yerde demleme çay ve Türk Kahvesi bulabiliyorsunuz.

Milli Kütüphane

Başçarşı‘nın girişinde nehrin kıyısında olan ve mimarisi Avusturya-Macaristan döneminden kalma kütüphane şehrin en güzel binalarından birisi. 1990 yıllarda savaşta tamamen yıkılan kütüphane uzun yıllar süren restorasyon ve yeniden inşaası sırasında kullanılamamış. Daha sonra ise önce belediye binası olarak sonra da kütüphane olarak kullanılmış. Kütüphane gibi şehrin bir çok yeri de büyük hasar görmüş savaş sırasında. Rehberimizin anlattığına göre şehir Yeşil Tepe adı verilen ve şehre hakim tepelerden Sırp topçularınca binlerce kez vurulmuş ve keskin nişancılar tarafından genç, yaşlı, çocuk demeden insanlara ateş açılmış. Hatta yabancı ülkelerden para karşılığı zengin insanlar buraya getirtilerek ateş ettirildiği ve bunu bir de filminin yapıldığı ve yakında gösterime gireceği rehberimiz tarafından anlatıldı.

Milli Kütüphane

Yerel rehber eşliğinde gezmeye devam ediyoruz

Başçarşı, yerel dilde Bascarsija olarak adlandırılan yer, Saraybosna’da gezilecek mutlaka görülecek yerlerin başında geliyor. Osmanlı egemenliği döneminde inşa edilen çarşı, Türkiye‘de pek çok şehirde görmeye alışık olduğumuz görünümde. Çarşının sokaklarını dolaşarak çok sayıda hediyelik eşya dükkanını, cafe ve restorantı keşfedebilirsiniz.

Çarşıda ilerledikçe bir noktada yere bakacak olursanız, kültürlerin birleştiği yer Saraybosna şeklinde bir yazı görüyorsunuz, bu yazının bir tarafı tamamen Anadolu motifleri ile bezeli Osmanlı’dan kalma görünümde, diğer tarafı ise daha batılı ve modern görünümde, bir önceki akşam Belgrad’da gördüğümüz çarşı ve sokakları andırıyor. Saat 18:00 civarı az önce geçtiğimiz camideki ezan sesi, az ileride bulunan kilisenin çan sesine karışıyordu. İkisi de aynı ana denk gelmişti ve ikisi de çok net biçimde duyulabiliyordu.

Saraybosna Gülleri

1992 senesinde başlayan savaş nedeni ile yıllarca ateş altında yaşamak zorunda kalan Bosna halkı, şehirde havan topu düşen yerlerin etrafını çevirerek, bu savaşın asla unutulmaması için ‘Saraybosna Gülleri‘ ismini vermişler ve her yıl kırmızı boya ile yeniden boyuyorlarmış. Şehrin her yerine yayılmış bu izleri her yerde görmeniz mümkün.

Saraybosna Gülleri ‘inden bir tanesi- Yerel rehberin anlattığına göre, fotoğraftaki noktaya düşen havan topu neticesinde 11 insan hayatını kaybetmiş.

Gazi Hüsrev Bey Camii

Başçarşı’da, Gazi Hüsrev Bey tarafından Mimarsinan‘a yaptırılan Osmanlı eseri. Şehrin önemli kültürel ve dini yapılarından. Savaş sırasında büyük hasar gören camii, aslına uygun şekilde restore edildiğinden günümüzde de orjinaline benzer bir görüntü sergilemektedir.

Saraybosna Katedrali (Katedrala Srca Isusova)

Yukarıda da bahsettiğim gibi kültürlerin birleştiği şehir olan Saraybosna’da Müslümanların yanı sıra Katolik ve Ortodoks Hristiyanlar da yaşıyor. Bu kilise ise Katolik toplumuna ait, mimarisi ile etkileyici bir şekilde, yine Başçarşı’ya yakın bir konumda ziyaretçilerini bekliyor. Savaşta bu kilise de zarar görmüş ve özenli çalışmalar sonrasında şimdiki görünümüne kavuşmuş.

1.Dünya Savaşının çıkış sebebi

1.Dünya Savaşı, söylenene göre, Avusturya Macaristan Prensi, eşi ile birlikte Saraybosna’ya ziyarete geldiğinde suikaste uğraması sonrası başlıyor. Prens aracı ile gece otelinden çıkarak bir etkinliğe katılmak üzere Latin Köprüsü olarak adlandırılan köprünün önünden geçerek sokak içine girerken, köşede, yine söylenene göre tesadüfen bulunan bir Sırp genci tarafından suikaste uğruyor. Genç hiç tereddüt etmeden belindeki silahı çıkartarak araca doğru iki el ateş ediyor ve kurşunlardan birinin prensin eşine, diğerinin ise prense isabet etmesi sonucu ölüyorlar. Bu olayın savaşın başlamasına sebep olduğu belirtiliyor.

Avusturya Macaristan hükümeti, olayı araştırdığında failin, bir Sırp Örgütüne üye olduğunu tespit ediyor ve savaş ilan etmesi ile dünya savaşının başladığı belirtiliyor.

Fotoğrafta, suikastçinin durduğu yer ve ayak izleri sabitlenmiş.

Yeni Yıla Saraybosna’da meydanda girdik.

Turumuzun 2. günü yani yılbaşı gecesi Saraybosna’ya denk geliyordu, otelde düzenlenen bir gece olmasına rağmen biz bu geceyi dışarıda geçirmeye karar vermiştik. Otel konumu şehir merkezine oldukça uzak bir konumdaydı, tramvay ise, bakım çalışmaları sebebi ile bir noktaya kadar gidiyordu, daha sonra ise belediye otobüsü ile merkeze aktarma yapılıyordu. Bu şekilde ve oldukça soğuk bir gecede otelden ayrılarak merkeze kadar indik.

İndik inmesine ama öyle bir kalabalık vardı ki, bırakın bir mekana girip oturmak, içine girip içecek bir şeyler dahi alamıyordunuz. Uzun yürüyüş ve arayışlar neticesinde önünde boş koltuklar olan bir mekan bulduk. Otelden 8 kişilik bir grup olarak gelmiştik ve kapıdaki görevliyi zor da olsa 2’şer kişi girerek içki alıp dışarıda bulunan koltuklara oturmaya ikna etmiştik.

Yeni yıla yarım saat kala buradan ayrılıp meydana, o muazzam kalabalığın arkasına doğru dakikalarca yürüdük. En sona ulaştığımızda artık yeni yıla bir kaç dakika kalmıştı. Harika havai fişek gösterileri altında yeni yıla, Saraybosna’da buz gibi bir havada onbinlerce kişi ile birlikte girdik.

Belirtmek isterim ki, adım atacak kadar yer olmamasına ve hınca hınç dolu olmasına rağmen, ne meydanda, ne de sokaklarda her hangi bir izdiham, bir itiş kakış, bir karmaşa yaşanmıyordu.

Baştan Başa Balkanlar Yazı Dizisi

Gökhan Yılmaz

Gökhan Yılmaz

Tüm gönderileri gör